Antik kent Efes (Ephesus) hakkında bilgi

Yazar: Mert Aslan Page 1 of 2

Antik Bir Kentin Tarihi: Efes Harabeleri

Efes, binlerce yıllık tarihi bulunan, dünyada eşi benzerine rastlanılamayacak enderlikte bir Antik Kent olma özelliği gösteriyor. Kullanıldığı dönemlerde 4 defa yer değiştiren ve bu yazımızda bahsedeceğimiz Efes, bugün taşındığı 3. yer olan, Bülbüldağı ve Payanırdağı arasında kurulmuş olan yerdir.

Kuruluş efsanesinde ise M.Ö 1000’li yıllarda Atina Kralı Kodros oğlu olan Androkios Ege’de yeni bir şehir kurmak ister ve Ege’de buna uygun bir yer bulmak için yelken açarlar. Yeşil kıyıları olan, bir çok ada bulunan, ardında düz araziler yer alan bir koya demir atarlar. Burada şehir kurmak isterler fakat o dönemin inançları gereği kurmak istedikleri şehir için kahinler ve onların aracılığıyla iletişime geçtiğine inanılan tanrılardan onay almak zorundadırlar. Androkios’un arkadaşlarından birisini Delfi kentine, kutsal bir tapınağa gönderir. Kahinler kehanette bulunur ve “balık sıçradığında, domuz kaçtığında kurmanız gereken şehrin doğru şehir olduğunu anlayacaksınız” der. Bu kehanetten sonra geri dönen adam bunu Androkios’a bildirir. Aradan geçen bir kaç gün içerisinde Androkios ve arkadaşları tuttukları balıkları kızartırken tavadaki yağ patlar, tavada kızaran balıklar sıçrar, ve balıklarla birlikte etrafa sıçrayan ateş çevredeki çalılıkları ateşe verir. Çalılıkların ardında saklanmış olan domuz ise ateşten korkarak kaçmaya başlar. Tüm bunların neticesinde kahinin verdiği kehanet gerçekleşmiş olur ve Efes’in temelleri atılır.

Prehistorik dönemlerden itibaren Arkaik, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Aydınoğulları Beylikleri, Osmanlı ve modern dönemler de dahil olmak üzere, Efes’te yaşam düzenli olarak sürmüştür. Tüm bu dönemlerde Efes farklı isimlerle anılmıştır. Apasa, Alope, Arsinoe, Ortygia, Amorge, Smynra Trakhia, Haimonion, Ptelia, Hagiog Theologos, Ayasuluk, Viranşehir, Akçaabad ve Akıncılar bugüne kadar Efes için kullanılmış isimlerdir.

Efes’te yaşamın mevcut olduğu dönemlerde daima savaşlara maruz kalmıştır. Barış içerisinde geçen bir dönemi asla mevcut olmamıştır. Hititler, sonrasında ise İon’lar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Antik Yunan, Sparta, Büyük İskender, Roma İmparatorluğu, Gotlar ve Arapların bu şehre yaptıkları saldırılar sebebi ile, şehir daima kendisini savaşların en ortasında bulmuştur. Efes tüm bu savaşlara rağmen bugüne kadar varlığını sürdürmüş ve günümüze tarihsel açıdan çok büyük bir miras bırakmıştır.

 

Fotoğraf kaynağı: http://www.burokratizm.com/dunyanin-yedi-harikasi/

Efes Antik Kenti Çevresinde Gezilecek Yerler

Efes Antik Kentini ziyaret edip de tek günde planlarını bitirmek istemeyenler için Efes Antik Kenti çevresindeki gezilecek yerleri sıraladık. Efes’in aktif bir şehir olduğu dönemlerden bu yana İzmir’in Selçuk ilçesi ve civarları hem tarihi hem de modern bir çok mekana ev sahipliği yapmakta.

Meryem Ana Evi Efes’in bulunduğu Bülbüldağı’nın yukarısında yer alan, Hz Meryem’in yaşadığı yer olan ve üzerine daha sonra kilise inşa edilmiş bir yer olma özelliği gösteriyor. Hz İsa’ın ölümünden sonra Hz İsa’nın havarisi ve dostu olan Aziz Jean tarafından Efes’e getirilmiş ve Bülbüldağı tepesinde gizli bir yere yerleştirilmiştir. Ölümüne kadar olan sürede hayatını gizlilikle sürdürmüş, mezarı da Aziz Jean tarafından gizli bir yere defnedilmiştir. 1961 yılında papalık makamı tarafından hac yeri olarak kutsal ilan edilmiştir.

Yedi Uyuyanlar Mağarası Bülbüldağı eteğinde yer alan, Meryem Ana Evi ve Efes Antik Kenti’nin aşağısında kalan hem dini hem de tarihi öneme sahip bir yerdir. Ashab-ı Kehf olarak da anılan Yedi Uyuyanlar bir çok farklı din ve kültürde yer edinmiş, dünyada 33 bölgede görüldüklerine inanılan 7 kişinin hikayesidir. Yaşadıkları dönemde putperest inancın bir gereği olarak 7 kişi kurban edilmek istenir. Bunun için belirlenen 7 Hristiyan kişi kaçarlar ve askerler peşlerinden kovalar. En son sığındıkları mağarada askerler öldürmekle uğraşmak istemez ve mağaranın ağzını kayalar ile kapatırlar. Ölmeyi beklerken uyuyan bu 7 kişi uyandıklarında hiç bir şeyin farkında olmadan şehre inerler ve aradan 200 yıl geçtiğini bilmeden karşılaştıkları olaylar karşısında şaşırırlar. Hristiyanlık hakim olmuştur, para birimleri değişmiştir, insanların giyimleri değişmiştir. O dönemin din adamları bu durumu mucizevi ilan etmişlerdir.

Şirince Köyü Selçuk ve İzmir ile bütünleşmiş ve Efes’e 3 km uzaklıkta olan ismi gibi şirin bir köydür. 2012 yılında maya takviminin bitmesi ile gündeme gelmiş olan ve Hz Meryem’in bu bölgede yaşadığı için kıyametin kopmayacağı tek yer olduğuna inanılan ve bu şekilde popülerlik yakalayan bir köydür. Turizm’i Efes ve 2012’de kazandığı ün ile gelişmiştir. Şarapları ile meşhurdur. Her köşe başında bir şarap evi görmek mümkündür. Klasik üzüm şarabı yerine meyve şarapları meşhurdur. Davet edileceğiniz şarap evlerinde tadım yapabilir, damak tadınıza uygun şarapları alabilirsiniz. Genellikle butik otellerin yaygın olduğu köyde, turizm bölgelerine nazaran fiyatlarının uygunluğu, ziyaretçileri cezbetmektedir.

Çetin Maket Köy Selçuk’tan Kuşadası yönüne doğru ilerlerken 5. Kilometrede sağda yer almaktadır. Ayhan ve Nazmiye Çetin çiftinin kendi elleriyle üretmiş oldukları maket evlerden yola çıkarak bunların görsel olarak zenginleştirilmesi, maket bebekler eklenmesi gibi gelişmelerle müze haline getirilmiştir. Kendi yaşadıkları köy hayatının silinip gitmesine izin vermemek adına böyle bir yola başvurmuş olan ve o görüntüleri maketlerle ölümsüzleştiren çift, yarattıkları sanatı tüm herkese göstermek adına burayı kurmuştur. Hareketli maketlerin de yer aldığı bu mekana uğramanız şiddetle tavsiye edilir.

 

Fotoğraf kaynağı: http://www.tatilvegezi.com/seyahat_rehberi/izmir-selcuk-gezi-rehberi.html

Efes Antik Tiyatrosu: Bir Sanatın Doğuşu

Efes Antik Tiyatrosu günümüzde sanat tarihi açısından dünya çapında en önemli yapılardan birisi olarak kabul edilmektedir. Efes’te Panayır Dağı eteğinde yer alır. 65 sırası bulunan 25.000 kişi kapasiteli bu antik tiyatro günümüze kadar çok iyi bir şekilde muhafaza edilerek gelmiştir. Toplam 3 katlıdır. Her bir katı farklı dönemlerde, kentin zenginliği ve ihtişamıyla paralel olarak eklenmiştir. İmparator Neron I. yüzyılda bu tiyatronun 2. katını heykeller, oymalar ve çeşitli sanatsal yapılarla süsleterek dikmiştir. II. Yüzyılda ise Septimus Sevenus tiyatronun 3. katının inşasını sağlamıştır.

Günümüzde modern tiyatrolar ile kıyasladığımızda çok büyük bir izleyici kapasitesine sahip olan Efes Antik Tiyatrosu, o dönemde sanata verilen önemi gözler önüne seriyor. Sadece sanatsal aktiviteler için kullanılmamıştır. Aynı zamanda gladyatör dövüşleri buralarda sergilenmiştir.

Günümüzde yakın zamana kadar dünyaca ünlü sanatçılara ev sahipliği yapmış Efes Antik Tiyatrosu akustiği, sanatsal yapısı ve tarihi dokusu ile modern alanların dahi yetişemediği bir estetik sunmuştur. Fakat kısa bir süre önce buranın dokusunun bozulmaması, tarihi eserlere zarar verilmesini engellemek amacıyla konser etkinlikleri yapılmamaktadır.

Her yıl milyonlarca turist alan Efes’te hem yerli hem de yabancı ziyaretçilerin ilgi odağı olan Antik Tiyatro, sadece ülkemiz açısından değil uluslarası kültürde yer edinmiş, doğal güzelliği, sanatsal ve tarihi dokusu açısından mutlaka görülmesi gereken ender yapılardan bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor.

 

Fotoğraf kaynağı: http://www.expresscevap.net/efes-antik-kenti-hangi-bolgededir-371529.html

Yedi Uyuyanlar Efsanesi: Ahzab-ı Kehf’in Hikayesi

Dünyada bir çok inançta yer edinmiş, Türkiye’de dört dünyada toplam 33 tane uyuduklarına inanılan mağara bulunan Ashab-ı Kehf yani Yedi Uyuyanların hikayesi her dönemde mevcut olmuş. Kültürel bir hal almış ve bu günümüze kadar devam etmiştir.

 

Hikaye bir çok kaynakta farklı şekilde anlatılır. Temel olarak kendi toplumlarından, insanlarından kaçan 7 kişinin sığındıkları mağarada yüzyıllarca uyuması bu efsaneyi oluşturur. Dinlerde anlatılanların dışında yedi uyurların zaman zaman ortaya çıktığı ve o dönemlerde onlarla karşılaşan insanlar olduğu belirtilir. Ashab-ı Kehf’in birden fazla hikayesine karşın bu hikayenin ilk olarak Hindistan’ın Mahabharata Destanında yer aldığı belirtilir. Fakat tarihçiler, bu destanın Hristiyanlık’tan alındığı konusunda hemfikir.

 

Bugün bu inanışa ait en büyük mağaralardan birisi Türkiye’de Efes’te yer almaktadır. Hristiyan kültürüne ve kaynaklarına göre isimleri henüz net olarak kanıtlanmamış olsa da Maximilian, Lamblicus, Martinian, John, Dionysius, Exacustodianus ve Antoninus isimli yedi kişi, dönemlerinde putperest inançlarından doğan bazı uygulamalar sebebiyle kurban edilmek istenir. Buna karşı çıkan bu insanlar firar eder ve askerlerden kaçarak bir mağaraya sığınırlar. Bu mağara o dönemde Daha önce Hz Meryem’in de yaşadığı Efes Kenti yakınlarındadır. Peşlerinden takip eden askerler, bu 7 kişinin mağaraya girdiğini gördüğünde onları öldürmekle uğraşmak istemez ve mağaranın ağzını kayalar ile kapatarak onları orada ölüme terkeder. Burada kapalı kalan 7 kişi bir süre sonra uyuyarak ölümü bekler. Fakat 200 yıl sonra uyanırlar, mağaranın önünü kapatan kayalar aşınmış, yer değiştirmiş ve mağaranın önü açılmıştır. Uyanan bu yedi kişi 200 yıl geçtiğinden habersiz olarak dışarı çıkar fakat gördükleri karşısında şaşırırlar. Hristiyanlık hakim olmuştur, paralar ve kıyafetler farklıdır. Kendi dünyaları ile alakası olmayan bir dünya ile karşılaşmışlardır. O dönemde psikoposu bularak ona danışırlar ve psikopos bunun bir mucize olduğunu belirtir.

 

İlk mağaraya girdiklerinden bu yana mağaranın düzeni zamansal aşınma dışında içindeki yapıları korumayı başarmıştır. Efes’te Meryem Ana Evi ve Efes Antik Kenti’nin alt kısmında bulunan bu mağara bugün ücretsiz olarak ziyaretçilere açıktır. Tahribatın önlenmesi amacıyla etrafı tellerle çevrilmiştir ve ziyaretçiler tellerin arkasından incelemek durumundadır. Meryem Ana Evi gibi Efes ile bütünleşmiş bu yapıyı bütün ziyaretçilerin görmesi tavsiye edilir.

 

Fotoğraf kaynağı: http://seyahat.mynet.com/300-yillik-olumsuz-uykunun-hikayesi-yedi-uyurlar-1185718

Efes Antik Kenti Giriş Ücretleri ve Ulaşım

Tarihi M.Ö. 6000’li yıllara dayanan Efes bugün sadece yerel değil uluslararası anlamda büyük bir turizm bölgesi olma özelliği gösterir. Her yıl dünyanın her yerinden bir çok insan kültür ve din turizmi ile Efes’i ziyaret ediyor. Her bir karışı tarih kokan Efes’te görebileceğiniz bir çok yer mevcut. Hadrian Tapınağı, Celsus Kütüphanesi, Aşk Evi, Liman Caddesi ve Agora bunlardan sadece bir kaçı.

Efes’i görmek isteyen ziyaretçilerin merak ettiklerinin başında ise Efes Antik Kenti giriş ücretleri gelmektedir. Efes’in giriş ücretleri aşağıdaki gibidir:

Efes Antik Kenti Ören Yeri: 40 TL

Efes Antik Kenti Yamaç Evleri: 20 TL

 Efes Antik Kenti’ne giriş ücreti 40 TL olarak belirlenmiştir. Bunun yanı sıra oraya gidip de yamaç evlerini görmek isteyen ziyaretçiler ekstra olarak 20 TL daha ödemek durumunda.

 

Açılış Kapanış Saatleri

Efes Antik Kenti hafta sonları da dahil olmak üzere her gün açık. Yaz ve kış olmak üzere iki farklı saat uygulaması bulunmaktadır. Bu saatler aşağıdaki gibidir:

 

Yaz Sezonu (Nisan-Ekim)

Açılış: 08:00 Kapanış: 19:00

 Kış Sezonu (Kasım-Mart)

Açılış: 08:00 Kapanış: 17:00

 

Her ne kadar gezinizi akşam saatlerine bırakabilme imkanınız olsa da, erken saatlerde giderek, tüm kenti gezmeniz önerilir.

 

Efes’e Ulaşım

İzmir’den ulaşım sağlayabilmek için İzmir Otogarı’ndan Selçuk Minibüslerine binebilir ve 1 saat yolculuk sonrasında ise Selçuk’a ulaşabilirsiniz. Selçuk’ta ise Selçuk Otogarı’ndan Efes’e ulaşım minibüsler ile sağlanmaktadır. Yaklaşık olarak 3.5 km’lik mesafeye minibüs ile 2.5 lira karşılığında ulaşabilirsiniz.

Özel aracınızla seyahat etmeyi planlıyorsanız İzmir-Aydın otoyolunu izleyerek Selçuk Kavşağı’ndan çıkış yapmanız gerekiyor. Otoyol haricinde ise İzmir-Aydın istikametinde eski yolu kullanarak ilerleyebilir, Torbalı’dan sonra Selçuk istikametine doğru ilerleyerek Efes’e ulaşım sağlayabilirsiniz.

Kuşadası’ndan ulaşım sağlamak isteyenler ise Kuşadası Otogarı’ndan Selçuk minibüslerine binebilir ve Selçuk’a varmadan önce Efes’te inebilirler. Yaklaşık 20 km mesafe bulunuyor ve yolculuk yarım saat sürüyor.

 

Fotoğraf kaynağı: https://ephesusbreeze.com/

Efes Antik Kenti Resimleri

Efes antik kenti ülkemizin en değerli doğal zenginliklerinin başında gelen önemli mimari yapısıyla göz kamaştırıcı güzelliği ile tarihimizin en önemli yapıtlarındandır. Fotoğraflara yansıyan görüntüsü ile insanları adeta büyülemektedir, eşsiz doğası ve zamanının en görsel mimarisine sahip Efes antik kenti ziyaretçilerinin gözlerini 21. yüzyılda da kamaştırmaya devam etmektedir.

Her yıl binlerce turistin ziyaretine ev sahipliği yapan Efes Antik kenti amatör ve profesyonel fotoğrafçılıkla uğraşanların objektiflerinde güzelliğini her karede farklı görüntülerle gözler önüne sermektedir. Aşağıdaki fotoğraflarda sizler için çekilmiş ve sizlerin belki bilgisayarınızda masaüstü görüntüsü belki cep telefonlarınız da arka plan resmi olarak kullanacağınız Efes antik kentinin yüksek çözünürlüklü en güzel fotoğrafları sizleri için hazırlanmıştır.

Fotoğraf kaynakları:

https://judyanddavidsgapyear.wordpress.com/2014/10/12/turkey-ephesus-part-2/

http://www.artisansdominion.com/single-post/2016/09/05/Ephesus-An-Ancient-City-of-Biblical-Proportions-that-Inspires-My-Jewelry-Designs–Part-13

https://evretour.com/tours/private-pamukkale-day-tour-from-istanbul-trip

http://www.travelterminal.net/EN/turkey-jewels-11-days

https://www.directtraveller.com/holidays/turkey

https://www.awesomestories.com/asset/view/Wonders-of-the-Ancient-World-Arson-at-the-Temple-of-Artemis

Efes Antik Kenti Hakkında

Yaklaşık olarak 10 bin yıllık geçmişi bulunan bu tarihi şehir adına bugün ortak bir vakıf kurulmuştur. Vâkıfın amacı Efes Antik Kentinin kazılarını desteklemek ve yurt dışına şehri tanıtmaktır. Bu amaçla 3 dev holding bir araya gelerek Efes için bir Vakıf kurdular. Bu vakfı kuran holdingler Doğuş, Borusan ve Eczacıbaşıdır. Bu şirketlerin amacı kazıları desteklemek ve hızlandırmaktır. Ayrıca bölgedeki yabancı turizmini de canlandırmak için çalışmalar devam etmektedir. Efes ilk Yunan yerleşmelerinden birisi olarak geçmişte karşımıza çıkmaktadır. Antik çağın gelişmiş en büyük ve en kaliteli şehirlerinden belkide günümüze kadar ulaşmış doğal güzelliğe ve tarihi senteze sahip olan bir kenttir. Efes deniz kenarında olması sebebiyle tarıma elverişli toprakları ve liman kenti olması sebebiyle önemli olduğu kadar ayrıca Hıristiyanlığın dini bir merkezi olması sebebiyle de dikkat çekmiştir. Ve şehir iyice büyüyerek görkemli bir hal almıştır. Şehrin büyümesiyle birlikte sanat ve kültür alanında ilim alanında da oldukça ilerlemeler sağlanmıştır. Ve ünlü ilim adamlarının yetişmesini sağlamıştır şehir.

Başlarda deniz kıyısında kurulmuş olan şehir Küçük Menderes nehrinin getirdiği topraklar ile deniz ile şehir arası zamanla kapanmıştır. Bu durum zamanla liman kenti olmaktan şehri alıkoymuş ve şehir o görkemli yapısını kaybetmeye başlayarak gerilemiştir. Ancak şehir hiçbir zaman tarihin tozlu sayfalarına gömülmemiştir. Daima canlı ve önemli bir kent olarak Antik çağdaki önemini korumuştur. Şehrin önemi sadece antik çağda değil günümüze kadar da kendini korumuştur. Efes Antik Kenti’nin Türkiye sınırları içerisinde bulunmasının bir artısı olarak turistler tarafından çok ziyaret edilmesini görebiliriz. Efes Antik Kenti çağlar boyunca krallıklar arası önemli bir yaşam alanı olarak görülmüştür tarihe çok şey kazandıran kent daima önemli bir şehir olarak kalmıştır.

Fotoğraf kaynağı: https://www.guidemarmaris.com/book_a_tour/ephesus-tour-virgin-mary/

Her Yönüyle Şirince

Şirince İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı, 2012’deki Maya Takvimi’nin sonuna gelinmesi ile birlikte adını duyduğumuz, kıyametin kopmayacağı tek kasaba diye anılan ismi gibi şirin bir köydür. Şaraplarıyla ünlü bu köy İzmir Merkez’e 85 km, Efes Harabelerine ise yaklaşık olarak 10 km uzaklıktadır.

Tam bir kültür abidesi olan Şirince’nin tarihi çok eskilere dayanıyor. Yaklaşık olarak M.S. 5. yüzyılda kurulduğuna inanılan köyün kurulma hikayesine dair iki farklı hikaye anlatılmakta. Bunlardan birinde, Efes’te yaşayan halkın yazları sivrisineklerin çoğalması ve Şirince Efes’e nazaran daha serin olması sebebiyle yazları buraya gelmeleri, ardından burayı gıdaları için buzluk olarak kullanmaları anlatılır. Bir diğer gösterilen sebep ise Efes’te bir dönem nehrin taşması, şehrin su altında kalması ile Efes halkının daha yüksek tepelere taşınma ihtiyacından dolayı kurulduğudur.

 

ŞİRİNCEDE GÖRÜLECEK YERLER

Şirince’nin ufak görünümüne aldanıp da kültürünün de coğrafi boyutuyla orantılı olduğunu düşünmeyin zira bu küçük kasabanın kültürel birikimi kendi boyutlarının da ötesinde. Buraya gelen ziyaretçilerin görülecek yerler listesinin en başında kiliseler gelmekte.

Şirince’de toplam iki kilise bulunmakta. St. Joan Kilisesi ve St. Demetrius Kilisesi. Öncelikle St. Joan Kilisesi’nden bahsedelim. Kilise hakkında bilgiler vermeden önce St. Joan’un kim olduğunu bilmekte fayda var. Hz İsa’nın havarisi ve aynı zamanda arkadaşıdır. Hz İsa çarmıha gerilmeden evvel gelebilecek tehlikelerden dolayı annesini St. Joan’a emanet etmiştir. Hz İsa çarmıha gerildikten sonra Meryem Ana’nın Kudüs’te yaşamaya devam etmesinin tehlikeli ve sakıncalı olduğunu düşünerek onu Kudüs’ten çıkarmış ve uzun bir yolculuğun ardından Efes’e gelmişlerdir. Efes o dönemlerde bilinen en gelişmiş ve en büyük kenti konumundaydı fakat Hz Meryem’in toplum içerisinde görünmesinin ve o dönem orada yaşayan toplumun putperest olmasından dolayı sakıncalı olduğunu düşünerek Bülbül Dağı’nın eteklerinde, ağaçlarla kaplı bir alanda gizli bir kulübe inşa etmiş ve Hz Meryem burada yaşamaya başlamıştır. St. Joan her gün gizlice kendisini ziyaret etmiş ve yiyecek içerek götürmüştür. Hz Meryem 101 yaşında vefat edene kadar bu böyle sürmüştür. Vefatından sonra St Joan Meryem Ana’yı kimsenin bilmediği gizli bir yere gömmüştür.

Hz Meryem’in vefatından sonra Hristiyanlığın yayılması ile birlikte Hz Meryem’in yaşadığı bölgeye Hristiyanlarca hac modeli ile ile kilise inşa edildi ve 1967 yılında papalık makamı tarafından Hristiyanlıkça kutsal ilan edildi.

St. Jean Kilisesi Selçuk Kalesi’nin yer aldığı Ayasuluk Tepesi’nin güneyinde, tepenin yamacında yer almaktadır. Hz. İsa’nın 12 havarisinden birisi olan St. Jean, Hz. Meryem’den sonra tıpkı onun gibi hayatının sonuna kadar Efes bölgesinde yaşamış ve Ayasuluk Tepesine gömülür. Ölümünden sonra 4. yüzyılda mezarının üzerine ahşaplarla küçük bir kilise inşa edilir. Dönemin Bizans İmparatoru Justinien o yıllarda bu kilisenin yerine görkemli bir kilise inşa edilmesi emri verir ve 527-565 yılları arasında hac planlı bir kilise yaptırır. Halen göz kamaştıran bir güzelliğe sahip olan bu yapı ortaçağdan itibaren bir hac mekanı olarak ziyaret edilmekte.

Bu bölgede yer alan bir diğer kilise ise St. Demetrius Kilisesi. Kitabesi bulunmayan ve kuruluşunda kullanılan ilk ismi bilinemeyen bu kilise 19. yüzyılda bölgede yaşayan Rumlar tarafından yaptırılmış ve Kurtuluş Savaşına kadar olan sürede kilise olarak kullanılsa da, savaş sonrasında Yunanistan’dan gelen göçmenler tarafından cami olarak kullanılmıştır.

St. Demetrius Kilisesi Şirince’nin tepe bölgesinde yer almaktadır. Kiliseye ulaşmak için yokuş yolları çıkmak gerekiyor. Eğer ki kilise gezinizden sonra yorulursanız kilisenin hemen yanınca yer alan çay bahçesinde dinlenebilir, panoramik manzaraya karşı çayınızı veya kahvenizi yudumlayarak Şirince’nin keyfini çıkarabilirsiniz.

 

 

ŞİRİNCE ŞARAPLARI

Şirince köyde gelişen doğal konsepti ile eşi benzeri olmayan, görenleri büyüleyen bir köy. Sahip olduğu dokuyu öne çıkaran etmenlerden bir tanesi de şarapları. Şirince şarapları ülke çapında çok ünlü. Üzüm şarabından ziyade meyve şarabı üretimi ön plana çıkıyor. Küçük bir köy olmasına karşın her yerde şarap evleri görmek ve buralara tadım yapmanız için davet edilmeniz mümkün. Böğürtlen, ahududu, çilek, vişne, elma, şeftali, kavun gibi bir çok meyvenin şarabını bulabilirsiniz.

 

Kuşadası tatilimizin ardından, Efes’ten dönerken ailece yaptığımız Şirince ziyaretinde, alkolle arası iyi olsa da, şarabı bugüne kadar pek sevememiş 3 kuzen olarak Şirince’deki meyve şaraplarını tattığımızda çok büyük bir sevince girmiştik. Merak ettiğimiz her şarap türünü küçük shot bardaklarında tadıyor, o kadar çok seçenek arasından seçim yapamıyorduk. En sonunda bir kuzen 2 tane, ikimiz de birer tane olmak üzere toplam 4 şarap alarak dükkandan çıktık. Bir an önce eve dönüp şaraplarımızı içsek diye bekliyorduk. Sonunda Ankara’ya varmamızın ertesi akşamında evimde şarabımı tek başıma içmeye karar verdim. Fakat sonuç benim açımdan hayal kırıklığı olmuştu. Şirince’de ufak bardaklarda tadarken, şarap o yoğun aromasından kurtulmuş oluyor ve tadı ağır gelmiyordu. Fakat şişeden direkt doldurup içtiğimde ise orada beğendiğimden daha farklı geliyordu. Şarap konusunda insanların ikiye bölünmüş olduğunu düşünürsek, tıpkı bizim gibi şarabı bir türlü sevememiş fakat meyve şarabını görünce iştahına ve cüzdanına hakim olamayanlar, tadım yaparken bu yanılgıya düşmesinler diye de uyarı vermek lazım.

Şirince’de yiyecek içecek kategorisinde şu an meşhur olmasa da yakın bir zaman sonra isminin sık sık Şirince ile birlikte anılacağı düşünülen Şirince’nin kendine özel köy ekmeği ise dönüşte mutlaka alınması gerekenler listesinde. Şirinceli kadınların köşelere kurdukları tandırlar ile taze olarak ürettikleri dikdörtgen şeklindeki bu mayalı ekmeklerin diğer ekmeklere kıyasla üst düzey bir lezzete sahip olmasının yanı sıra 1 hafta boyunca bayatlamıyor olması ise yine ilgi çekici. Aldığınız günden itibaren 4-5 gün sonra dahi ilk tazeliğiyle yemeniz mümkün.

 

 

ŞİRİNCE’DE KONAKLAMA

Şirince’de konaklamak isteyenler için 2 farklı seçenek mevcut. Birincisi Selçuk’tan köye gelirken köy yolunun başlangıcındaki oteller ikincisi ise Şirince’nin merkezinde bulunan oteller. Köy yolu üzerinde yer alan oteller biraz daha merkezden uzak olsa da gürültüden uzak bir şekilde dinlenme sağlayabilirsiniz. Çarşı içerisindeki otellerde konakladığınız taktirde ise Şirince’nin bir çok yeri eşit mesafeye iniyor ve devamlı otelde kalmak istemiyorsanız her yere rahatlıkla ulaşma imkanı oluşuyor. Böyle bir durumda ise Şirince’nin Rum Mimarisi sokaklarında yürüyebilir, şarap evlerini, çeşitli hediyelik eşyalar satan dükkanları, kiliseyi ziyaret edebilir, dilek havuzuna para atabilir ve zihninizi bu büyüleyici güzellikler ile dinledirebilirsiniz.

Seçeceğiniz konaklama türlerinde ise önünüze iki seçenek geliyor. Genellikle isimleri “Abc Konak” şeklinde olan lüks butikler veya mütevazi pansiyonlar mevcut. Köyün dokusu gereği iki seçenek arasında da pek fark bulunmuyor ve sıradan tatil yörelerindeki gibi lüks ile ortalama seçenekler arasında pek bir fark bulunmuyor.

 

ŞİRİNCE OTEL ÜCRETLERİ

Şirince’de konaklamanın en büyük avantajlarından birisi otel ücretlerinin çok yüksek olması veya oteller arasında ücret farklarının fazla olması gibi durumların bulunmamasıdır. İster Şirince’nin yerlisi olsun, ister sonradan gelen ve orada yaşamaya karar veren otel işletmecilerinin olsun, köydeki otel fiyatları belirli aralıkların dışına çıkmıyor. Köy kahvaltısının da dahil olduğu 2 kişilik konaklamalar için 75-90 lira arasında bir fiyat aralığı sunuluyor.

 

Fotoğraf kaynakları:

http://www.bizevdeyokuz.com/sirince-gezilecek-yerler

https://www.neredekal.com/blog/48-saat-1-rota-sirince/

http://www.kucukoteller.com.tr/sirince-otelleri.html

Meryem Ana Evi

İzmir de yer alan Meryem Ana Evi küçük taştan yapılmış bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Hıristiyanlar ve turistler tarafından kutsal sayılan bu evin ziyaretleri sırasında çok saygılı davranılmaktadır. Evin içerisinde ses çıkarılmadan dolaşılmaktadır. Evde Meryem ananın heykeli ve resimleri bulunmaktadır. Evi ziyaret eden kişiler evin içinden aldıkları mumları dilekleri ile evin dışına yakarak bırakmaktadırlar. Meryem ana İsa Peygamberin çarmıha gerilmesiyle birlikte onun ölümüyle Hıristiyanlığın yayılmasıyla görevli olan Jean Kudüs’te Meryem’in yaşamasının sakıncalı olduğunu düşünerek onu o zamanın büyük kentlerinden birisi olan Efes’e getirmiştir. Onu Efes’te günümüzde Meryem Ana Evi diye adlandırılan ormanlık alan içinde taştan bir kulübeye yerleştirmiştir. Ona gizli gizli yemekler getirmiştir. Burada Meryem ananın 101 yaşına kadar yaşadığı düşünülmektedir. Öldüğünde ise St. Jean tarafından Bülbül dağı eteklerinde sadece kendisinin bildiği bir mezara onu gömmüş olduğu bilinmektedir.

Hıristiyanlar tarafından Kutsal mekân olarak belirlenen bu eve hac ziyareti için gelmektedirler. Bu eve daha sonraları hac işareti şeklinde bir kilise de inşa edilmiştir. Hem Müslümanlar hem Hıristiyanlar için kutsal bir mekân sayılan ve ziyaret edilen bu ev hem tarihi önemi hem de bulunduğu yerin doğal güzelliği ile son derece önemli ve ilgi çekici bir bölgedir.  Meryem ananın son günleri geçirdiği iddia edilen bu ev her yıl binlerce ziyaretçiye ev sahipliği yapmaktadır. Hıristiyan halk burada dinlerini yaşarken duygulanmakta ağlamaktadır. Bunu görmek insana değişik duygular yaşatmaktadır. Bütün bunlara şahit olmak ya da tarihi ve turistik bir mekânı ziyaret etmek için sizde İzmir Selçuk’taki Bülbül dağı zirvesinde yer alan bu evi ziyaret edebilir.  Bölgenin Hem tarihini hem de doğal güzelliğini görmüş olursunuz.

Tarihi ve doğal güzelliği ile dikkat çekmekte bulunan turistik açıdan son derece önemli olan Meryem Ana Evi İzmir Selçuk’a 9 kilometre uzaklıkta yer almakta olan bir bölgede bulunan Bülbül dağı üzerinde yer almaktadır. İsa Peygamber öldükten birkaç yıl sonra Peygamberin yakın arkadaşı olan ve Peygamberin ölmeden önce annesi Meryem Anayı emanet ettiği sanılan Aziz Jean’ın Meryem anayı Efes’e getirmiş olduğu düşünülmektedir. 1891 yılında Lazarist papazlar Alman rahibe Katherina Emerich’in rüyası üzerine Meryem Ananın son zamanlarını geçirdiği yerin bu bölgede bulunduğunu düşünmüşler ve araştırmalara başlamışlardır. Araştırmalara göre Meryem Ananın bu bölgede yaşamış olduğu anlaşılmıştır. Bu olay Hıristiyanlık âlemi için son derece önemli bir dini olay olarak ortaya çıkmıştır.  Bölge Hıristiyanlar için hac mekânı olarak anılmaya başlanmıştır. Hıristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal bir mekân olan bu ev bulunduktan sonra restore edilmiştir.

Papa VI. Paul’un 1967 de bölgeyi ziyaret etmesinden sonra burada her yıl Ağustos ayının 15. Gününde ayinler düzenlenmeye başlanmıştır. Düzenlenen bu ayinlere olan ilgi son derece büyük olmaktadır. Meryem Ana Evi ormanlık bir alan içerisinde bulunan küçük bir evdir. Evin girişi hac işareti şeklindedir.  Evin girişinde bu evin nasıl bulunduğunu anlatan bir yazı asılmış olarak bulunmaktadır ve bu yazı buraya gelen herkes tarafından okunmaktadır. Hıristiyanların haç ziyareti için geldikleri evin yan tarafında birde kilise bulunmaktadır. Bu kilise de Hıristiyanlar tarafından ayinler yapılmaktadır. Yapılan bu ayinler turistler tarafından ilgi çekici bulunarak buraya olan yoğun ilgiyi ve ziyaretleri arttırmaktadır. Evin girişinde bir güvenlik görevlisi bulunarak eve girmek isteyen ancak bedeni ve başı açık olan kişilere bedenlerini ve başlarını kapatmak için eşarp vermektedir. Evin içerisine giren kişiler burada son derece sessiz bir şekilde evin yapısını incelemektedir.

Fotoğraf kaynakları:

http://www.villayilmaz.com/turkey/turkey.html

http://scoopempire.com/fascinating-pilgrimage-sites-in-the-middle-east/

Meryem Ana ve Hayatı

İsa peygamberin annesi olarak bilinmektedir. Meryem Ana hakkında oldukça değişik görüşler bulunmasına rağmen herkes tarafından kabul edilen görüşe göre Meryem Ana, İbrani asıllı olup Davut peygamberin soyundan gelmektedir. Hz Meryem annesi ve babası tarafından Kudüs’te bulunan Kutsal ev’in hizmetine ve burada görevli olarak bulunan Zekeriya Peygamberin yanına bırakılmıştır. Hz Meryem 15 yaşına geldiği zaman Davut peygamberin soyundan gelen Yusuf ile nişanlanmıştı. Ancak henüz Yusuf ile evlenmeden Tanrının hikmetiyle Meryem hamile kalmıştır ve bu durum Hz Meryem hakkında çeşitli söylentilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bazı kaynaklar bu söylentiler nedeni ile İsa doğduktan sonra Meryem ile Yusuf’un İsa peygamberi de alarak Mısıra kaçtıklarını kimi kaynaklara göre ise Meryem ile Yusuf’un İsa’yı almadan Mısıra kaçtıklarını rivayet etmektedirler.

Bu kaçma olayını anlatan kaynaklardan sonra Meryem Ana’nın bundan sonraki hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Yine bazı kaynaklara göre bir süre sonra tekrar Filistin’e döndüğünü söylerlerken bazı kaynaklara göre ise Meryem’in Anadolu bölgesinde bulunan Efes’e geldiği ve burada oğlu tarafından emanet edildiği Aziz tarafından burada taştan bir kulübeye yerleştirildiği ve ölmeden önceki son zamanlarını burada geçirdiği ve hayatını da burada kaybettiğine inanılmaktadır. Hıristiyanlar için özel bir anlamı olan Meryem özellikle Katolikler tarafından kutsal bir varlık olarak görülmektedir. Meryem’in ve İsa peygamberin doğumları ile ilgili bilgiler Kuran-ı Kerimde yer almaktadır. İsa Peygamberin babasız doğduğuna sadece Hıristiyanlık dininde değil aynı zamanda İslam dininde de İsa Peygamberin babasız doğduğuna inanılmaktadır. Meryem kutsal sayıldığı için onun resimleri, heykelleri, tasvirleri Hıristiyanlık dininde önemli bir yer tutar.

Hıristiyanlık âleminde Meryem Ananın konumu mezhep ayrışmalarına neden olmuştur. Katolik kilisesi Meryem’in bekâretini ölene kadar koruduğunu ve öldüğünde de bedeni ile birlikte cennete gittiğini savunmakta ve buna inanmaktadır. Protestanlar ise Meryem’in bekâreti ile ilgili olayları ve bedeni ile birlikte cennete gittiğinin İncil’de yer edinmemesinden dolayı bu görüşü reddederler. Hz Meryem hakkında en çok bilgi veren İncil türü Luka İncilidir. Meryem konusu Kuran-ı Kerimde adı doğrudan geçen tek kadındır. Kuran-ı Kerimde Hz Meryem’in adına bir sure bile vardır. Ve Kuran-ı Kerimde Meryem’in babası olarak anılan İmran adına da bir sure bulunmaktadır. Hz Meryem’den sadece Meryem suresinde bahsedilmemektedir aynı zamanda Nisa suresi, Maide suresi, Mü’minun suresi, Enbiya suresi gibi birçok surede Hz Meryem’den bahsedilmektedir. Kuran-ı Kerime göre İmran Hz Meryem’in babasıdır. Harun ise Hz Meryem’in erkek kardeşidir.

Hz Meryem’in Hıristiyanlık dininde öneminin çok büyük olduğu gibi aynı şekilde İslamiyet’te de Hz Meryem’in önemi büyük olduğunu Kuran-ı Kerimde Meryem ile ilgili ayetlerde görebiliyoruz. Meryem Anaya İsa Peygamberi doğuracağı Cebrail tarafından müjdelenmiştir. Hz Meryem’in doğumu insanların olmadığı uzak bir yerde bir hurma ağacının dibinde gerçekleşmiştir. Doğum sonrasında Hz Meryem İsa Peygamber’in babası olmadığından dolayı utanmaktadır. Ama kısa bir zaman sonra nerden geldiği belli olmayan bir ses ona utanmaması gerektiğini bebeğinin şerefli kılındığını söylemiştir. Bebeğini alarak insanların içine giren Meryem kötü laflara maruz kalmaktadır. Bu kötü lafların üzerine İslamiyet’e göre İsa bebek konuşmaya başlamıştır ve annesinin iffetli olduğunu ve ona Allah tarafından peygamberlik verildiğini annesine iyi davranılmasını söyler bu diyalog Kuran-ı Kerime göre Meryem suresinde geçmektedir.

Bazı yazarlara göre ise Meryem Ana tamamıyla kurgusal bir kişilik olarak görülmektedir. Bizans İmparatoru Konstantin tarafından toplanan 1. İznik Konsülünde Ana tanrıçalardan birisi olan İsis’in yeniden yorumlanarak Meryem Ana formuna sokulduğuna ve yeni bir kadın Figürü ile Meryem Ananın yaratıldığına dair düşüncelerde bulunmaktadır. İlişkisi olmayan bir kadının çocuk doğurması Zerdüşt, Budizm ve Katolik Hıristiyanlığının ortak formlarındandır. Bu nedenle Hz Meryem’in herkesin gözünde farklı bir yapısı bulunmaktadır. Meryem Hıristiyanlık dini için oldukça önemli ve kutsal bir kimliğe sahiptir. Bugün bile Hz Meryem’in resimleri, figürleri, heykelleri Hıristiyanlık âleminde son derece ilgi çekmektedir. Aynı zamanda Hz Meryem ile ilgili resimler vb. eşyalara saygı son derece önemli olarak görülmektedir. İzmir’in sınırları içerisinde bulunana Selçuk ilçesinin Bülbül dağı mevkiinde yer alan Meryem Ana evinde de Hz Meryem ile ilgili resimler vb. eşyalar bulunaktadır. Burayı ziyaret eden kişiler tarafından bu eşyalar ve bu ev son derece kutsal sayılmakta ve saygı ile yaklaşılmaktadır.

Katolik kiliselerinde bugün Meryem ile ilgili birçok resim ve resimlerin altında Meryem’e duyulan inanç hakkında bilgiler ve de dualar yer almaktadır. İsa Peygamber’in Hıristiyanlığı yaymak için verdiği çabalardan dolayı da Meryem’in İsa Peygamber’in annesi olması sebebiyle de ayrıca saygı duyulmaktadır. Bu da Meryemi dinde daha kutsal bir hale getirmektedir. Meryem M.S 431 yılında Efes konsülünde tanrının annesi olarak kutsanmıştır. Hz Meryem’in İsis ile bağdaştırılmasının nedenlerine inecek olursak isisin daha henüz İsa Peygamber doğmadan yüzyıllar öncesinde kucağında bebek horus’u emzirirken betimlenmiş figürleri Meryem’in İsa’yı kucağında taşıdığı şeklinde betimlenen resimler ile benzerlik göstermesinden dolayıdır.

Meryem Ana’nın yaşama gözlerini açmasının hikayesi ise biraz farklıdır. Galile’nin Nasıra şehrinde yaşayan Yoachim ve Anna adını taşıyan bir karı koca bulunurmuş. Bu çiftin çocukları bir türlü olmuyormuş. O devirlerde İsrail de yaşayan her ailenin bir çocuğunun olması zorunluluğu bulunmaktaymış. Bu nedenle çift sürekli Tanrıya dua ederek ondan bir çocuk diliyorlarmış. Dua ederlerken tanrıya sözlerde bulundular eğer çocukları olursa onu 3 yaşına geldiğinde Tanrının emri için çalışan bir tapınağa hizmet için vereceklerine dair. Bu sözler üzerine Tanrı onların dualarına yanıt verdi ve Anna bir kız çocuğu doğurdu. Meryem çok akıllı bir çocuktu üç yaşına geldiğinde okumayı ve yazmayı öğrenmişti ve Tapınağa verildiğinde Tapınakta öğretilen kutsal yazıları çok çabuk öğrendi ve her şeyi anlıyordu. Meryem Ana kendisini Tanrıya ve dinine adamış bir kadındı. Bunun İçindir ki tanrı ona bir Peygamber doğurma şerefi vermiştir.

Hz Meryem Yusuf ile nişanlandığı dönem içerisinde İsa’yı doğurmuştu ancak Yusuf ondan hiç şüphe etmedi ve Tanrı’nın Meryem’e lütfettiği bu evladı onunla birlikte büyütmek için uğraşlar vermiştir. Yusuf Meryem ile İsa’ya hayatı boyunca iyi bir şekilde bakmıştır. Meryem Ana İsa Peygamberin çarmıha gerilmesinden sonra Efes’e gelmiş ve ömrünün son zamanlarını burada geçirmiş olduğuna ve mezarının da burada olduğuna dair inançlar bulunmaktadır. Bu nedenler ile Efes Antik kentinde bulunan bu yerleri gezmek Hıristiyanlık inancında hac olarak algılanmaktadır. Meryem’e duyulan inanç ve Hz Meryem’in yaşadığına inanma fikri İslamiyet’te var olmakla birlikte Hıristiyanlık dinini bu inanç bazı mezheplere ayırmıştır. Kısacası Meryem İsa Peygamberi doğurmuş olmasından dolayı kutsal olarak görülmektedir.

Fotoğraf kaynakları:

https://tr.pinterest.com/gmarta5/art-religieux

http://www.travelterminal.net/EN/turkey-jewels-11-days

http://www.stpetersstpauls.com

http://redeeminggod.com/sermons/luke /luke_1_46-55

Page 1 of 2

Powered by WordPress & Theme by Anders Norén